Hipertansiyon

Tarih: 30 Ağustos 2007 | Kategori: Köşe Yazıları | Yazar: necati | Yorumsuz

Hipertansiyon (Yüksek tansiyon) nedir:

Yaşamın sürmesi için organ ve dokularda kan dolaşımının sağlanması gereklidir. Kan dolaşımı, organ ve dokulara gereksinimleri olan oksijen ve besinleri ulaştırır ve artık ürünleri uzaklaştırır. Kan dolaşımının sağlanması için bir basınca gereksinim vardır. Yani kan basıncı olmasaydı yaşam olmazdı.Kan basıncı ölçülürken 2 kan basıncı değerine bakılır; Büyük tansiyon (sistolik kan basıncı) ve Küçük tansiyon (diyastolik kan basıncı). Kalbin kasılması sırasında ölçülen kan basıncı, büyük tansiyon, kalbin gevşemesi esnasında ölçülen kan basıncı ise küçük tansiyondur. Hem büyük tansiyon hem de küçük tansiyonun normalden fazla olması HİPERTANSİYON’dur. Hipertansiyon tanısı için büyük ve küçük tansiyondan birisinin normalden yüksek olması yeterlidir.
Yüksek Tansiyon damarlardaki kan basıncının normalin üzerinde olmasıdır. Vücuttaki kan dolaşımında sorun olduğunda damarların beslediği organlarda bir takım hasarlar oluşur.

Erişkinde birbirini takip eden üç ölçümde büyük tansiyonun 14 veya küçük tansiyonun 9 ve üzerinde olması (140/90 mmHg) yüksek tansiyon demektir. Şeker ve böbrek hastalarında ise; büyük tansiyonun 13 ve küçük tansiyonun 8 ve üzerinde olması yüksek tansiyon ya da hipertansiyon olarak sınıflandırılır.

Kılavuzlara göre ideal tansiyon değeri 120/80 mmHg’dır.

Hipertansiyonun önemi ve sıklığı:

Erişkinlerin (18 yaşından büyüklerin) en yaygın uzun süreli hastalığıdır. Yüksek kan basıncı toplumda önemli bir sağlık sorunudur. Çoğu zaman vücuttaki tahribatını belirti vermeden gerçekleştirir. Tedavisi tüm hayat boyunca devam eder ve yakın takibi gerektirir.
Hipertansiyon sinsi bir hastalıktır. Hipertansiyon, değişik böbrek, kalp, damar hastalıklarına, felçlere ve görme kaybına yol açabilir.

• Türkiye genelinde hipertansiyon görülme sıklığı % 31,8’dir. Ülkemizde her üç kişiden biri hipertansiyon hastasıdır yani başka bir deyişle Türkiye’de yaklaşık 16.3 milyon hipertansiyon hastası bulunmaktadır.

• Hipertansiyon saptananların % 38’inin daha önce hipertansiyon tanısı aldığı, % 62’sinin ise ilk kez bu çalışma sırasında hipertansif olduğunu öğrendiği belirlenmiştir. Buna göre ülke genelinde hipertansiyonu olan her 3 kişiden 2’si hipertansif olduğunun farkında değildir.
• Hipertansiyon kadınlarda daha fazla görülmektedir. Türkiye’de 28 yaşın üzerindeki erişkin erkeklerin %49’unda, erişkin kadınların %56’sında kan basıncı yüksekliği vardır.
Ülkemizde 60 yaşın üzerindeki insanların yaklaşık yarısı hipertansiyon hastasıdır.
Türkiye’de 16.3 milyon hipertansiyonu olan hasta vardır.

Hipertansiyonun Belirtileri:

Ne yazık ki, hipertansiyon genellikle bulgu vermemekte ve sinsi seyretmektedir.
Enseden başlayan ve başın arka kısmını tutan baş ağrısı, baş dönmesi
Çarpıntı,

Nefes darlığı,

Kolay yorulma

Bulanık görme

Burun kanaması,

Yol yürüme ve merdiven çıkmada zorlanma,

Gece uyurken uykudan kalkıp idrar yapma ve bacaklarda şişliktir.

Nedenleri:
Hipertansiyonun nedeni, % 90-95 hastada bilinmemektedir (primer hipertansiyon, esansiyel hipertansiyon) yani bilinen bir hastalığa bağlı değildir. Yüzde 5-10 hastada ise hipertansiyon başka bir hastalığa bağlıdır (sekonder hipertansiyon). Hipertansiyona yol açan hastalıkların önemli kısmı böbrek kaynaklıdır. Endokrin (hormonal) sebepler ise önemli diğer bir grubu oluşturmaktadır.
Hipertansiyonun nedeni bilinmese de bazı bireylerin riskinin daha yüksek olduğu yapılan çalışmalarda görülmüştür. Orta yaşlarda hipertansiyon erkeklerde kadınlara oranla daha sıktır. Ancak menapoz sonrası yaşlarda kadınlarda daha sık görülür. Ayrıca yaşla birlikte her iki cinsiyet için de hipertansiyonun sıklığı artmaktadır. Zencilerde beyazlardan daha sık görülmektedir. Ailevi yatkınlığın rolü de vardır. Bunlar kontrol edilemeyen risk faktörleridir

Kontrol edilebilen risk faktörleri ise önceden var olan böbrek hastalığı, aşırı kilo, sigara ve alkol kullanımı, yeterince egzersiz yapılmaması, fazla tuzlu yemek, belirli ilaçların kullanımı (doğum kontrol hapları gibi) ve stresi içerir.

Hipertansiyonun vücuda yaptığı zararlar :

İnsan vücudunda tüm organ ve dokuları besleyen damarlar bulunur. Evimizde mutfağımızda musluğumuza suyu taşıyan su borularındaki gibi bir basınç tüm damarlarda mevcuttur. Su borularında basınç artışının tıkanma ve patlamalara yol açması gibi, hipertansiyon da damarlarda patlamalara ve tıkanmalara yol açar. Tüm organ ve dokular damarlarla beslendiği için hipertansiyon tüm vücudu etkileyebilir.

Hipertansiyondan en çok etkilenen organlar kalp, beyin, böbrekler, atardamarlar ve gözlerdir. Hipertansiyon bu organları etkileyerek kalıcı sakatlıklara ve ölümlere yol açabilir. Hipertansiyonun vücuda yaptığı başlıca zararlar aşağıda özetlenmiştir.

1.Kalp yetmezliği, kalp büyümesi, kalbi besleyen damarlarda daralma , kalbi besleyen damarlarda tıkanmaya bağlı gangren (kalp krizi), kalp atışlarında düzensizlik.

2.Beyin damarlarında kanama, daralma, tıkanma ve yırtılma, felç, konuşma bozukluğu.
3.Böbrek yetmezliği, böbrek işlevlerinde bozulma. Kanda üre gibi zararlı maddeler birikir.
4.Gözü besleyen damarlarda daralma ve kanamalara bağlı görmede azalma ve körlük.
5.Bütün damarlarda genişleme, bu genişlemelerin yırtılması, kalınlaşma, daralma, yağ tabakası oluşması ve tıkanma.

Hipertansiyon ve testler:

Hipertansiyonun tanımlanmasında ve tahribatını derecelendirilmesinde bazı testler yapmak gerekir. Bu testler hemen her laboratuar ve klinikte yapılabilir. Kısaca belirtilirse her hipertansiyonlu hastaya, kan sayımı sedimantasyon, idrar, EKG, akciğer grafisi, açlık kan şekeri, üre, kreatinin, kolesterol, trigliserit, HDL, LDL, ürik asit, potasyum, kalsiyum, ultrasonografi gibi testleri uygulayıp, takibini bu duruma göre planlamak gereklidir.

Böbrekler ve Kan basıncı:

Yüksek tansiyonun nedenlerinin en başında böbrek hastalıkları gelir. Bu hastalıklar, ya böbreği ilgilendiren nefrit, kist, tümör, taş vb. olabildiği gibi, damarlardaki bir daralma veya böbrek üstü bezinin hastalıkları ile ilgili olabilir. Her yüksek tansiyonlu hastada yapılabilecek bir idrar tahlili, üre ve kreatinin tayini veya böbrek ultrasonografisi ile bu hastalıkların önemli bir kısmına teşhis konulabilir.
Hipertansiyonun en önemli hedef organlarından birisi böbreklerdir. Esansiyel olarak adlandırdığımız nedeni belli olmayan yüksek tansiyonlu hastaların, eğer tedavi edilmezlerse, %15′i böbrek yetmezliğinden vefat eder. Ayrıca henüz diyaliz uygulanmayan kronik böbrek hastalarının tansiyonu kontrol altına alınmazsa; hastalıkları daha hızlı ilerler.

Hipertansiyon tedavisi:

Hipertansiyonun henüz kesin tedavisi yok. Yaşam boyunca tansiyonu kontrol etmeye çalışmaktan başka bir yol yok

Egzersiz yapmak, kilo vermek, diyete dikkat etmek, alkol, sigara ve stresten kaçinmak gibi önlemlerle yasam stili değiştirilerek hipertansiyonun gelişmesi önlenebilir veya varolan hastalığın kontrolü kolaylaştırılabilir.

Tedavide amaç; Kalp ve böbrek yetersizliğine gidişi önlemek, gözlerde körlük ve vücutta felç oluşmasından şahsı korumaktır.

Tedavide ilaç dışı faktörler:

Tansiyonun hayat boyu devam edeceği, tansiyon ölçme, tansiyonun sonuçları, ilaçlarını düzenli kullanması gerektiği konusunda hasta eğitilmelidir.

Fazla kilolar atılmalı

Tuzsuz tercih edilmeli

Sebze, meyve, beyaz et tercih edilmeli

Kolesterol kontrol altında tutulmalı

Spor yapılmalı. Haftada en az 3 gün günde en az 30 dr süren tempolu yürüyüş yapılmalı.

Sigara önemli bir kardiyovasküler risk faktörüdür. Sigaranın böbreklerde skarlaşmayı hızlandırdığı son yayınlarda bildirilmektedir.

Az miktarda fakat devamlı kullanılan alkolün hipertansiyona yol açtığı tesbit edilmiştir. Alkolün ihtiva ettiği yüksek kalori ile de kilo artmalarına yol açar.

Stres ve heyecandan uzaklaşmak

Şeker hastalığı varsa şeker normal sınırlarda tutulmaya çalışılmalı

Hipertansiyonun ilaç ile tedavisi:

Toplumun en sık görülen hastalıklarından hipertansiyonun hayat boyu kesintisiz tedavisi yaşam süresini uzatacaktır. Etkin tedavi ile kan basıncının normal sınırlarda tutulması renal(böbrek), serebral(beyin) ve myokardiyal(kalp kası) ile ilgili akut lezyonların meydana gelmesine engel olur.
Tedaviye ara verilmemeli, en az yılda bir kez doktora kontrole gidilmelidir.

Etiketler:

İlgili Haberler:
İlgili Linkler:

1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız (3 oy, ortalama: 4 / 5)
Loading ... Loading ...
Bu haber 619 kez okundu.

Arkadaşına Gönder Arkadaşına Gönder
Bu Haberi Yazdır Bu Haberi Yazdır

Üye girişi yaparak yorumunuz için bilgilerinizi yinelemekten kurtulabilirsiniz.

Ad Soyad (gerekli)

E-posta (gerekli)

Web Siteniz

Bu haber hakkındaki yorumunuzu bizimle paylaşın.

« ÇAN BELEDİYE BAŞKANI SARIBAŞ’TAN 30 AĞUSTOS ZAFER BAYRAMI KUTLAMA MESAJI | Ana Sayfa | Kene Isırması ve Kırım-kongo Kanamalı Ateşi »