İslamda Kadın

Tarih: 05 Mart 2008 | Kategori: Köşe Yazıları | Yazar: necati | Yorumsuz

Yrd. Doç. Dr. Gülgün YAZICI *

İslamda kadını ele almak için öncelikle İslamı ve İslamın insana bakışını, insan anlayışını incelemek gereklidir. İslam dininin temel kaynağı olan Kur’an’da belirtildiğine göre insan, Allah’ın yeryüzündeki halifesidir, bundan dolayı ahsen-i takvim üzere yani en güzel şekilde yaratılmıştır, bütün yaratılmışlara üstün kılınarak eşref-i mahlukat (yaratılmışların en şereflisi) olarak anılmış ve kendisine bütün meleklerin secde etmesi istenmiştir. Bunlar Kur’an ayetleriyle sabit hususlardır. Ayrıca İslam dini, insanlara iyiliği, adaleti emreden, kötülüğü ve zulmü yasaklayan, toplumun bütün fertlerine yönelik bir merhamet anlayışına dayalı ilahi adaletin toplumda hakim olmasını isteyen bir dindir. O halde İslamın bu esaslarıyla uyumlu bir kadın anlayışı olmalıdır – ki vardır- ve insanlığın yarısından fazlasını oluşturan kadının aşağılanması, İslam diniyle ve İslam dininin insan anlayışıyla bağdaşmaz.

Kadının İslamiyetteki varlık değeri, toplum içinde kendisine biçilen misyon ve hareket alanı ile hukuki ilişkilerinde durduğu noktayı gösteren ana ilkeleri tespit etmek için yine dinin ana kaynağı olan Kur’an’a bakmamız gerekiyor. Kur’an-ı Kerimde kadın, Allah karşısında ve toplum içinde olmak üzere 2 çerçevede ele alınır:

İbadetler ve Allah ile olan ilişkisi açısından Kur’an’ın kadına yaklaşımı, farklı bir cinsiyet olarak değil, bir insan olaraktır. Kur’an-ı Kerim’e göre toplumun İslami ölçüler içinde hayatını devam ettirmesinden kadın da erkek kadar sorumludur, Kur’an, bir emanet olarak kadın-erkek ayırmadan bütün insanlara gönderilmiştir ve Allah, doğru yola davet ederken kadın ve erkek ayrımı yapmadan bu iki cinsi birlikte zikretmiş, inanışta ve ibadette ikisi arasında bir fark olmadığını vurgulamıştır. Bununla ilgili pek çok ayet yaratıcı önünde insanlık değeri açısından kadın ve erkeğin konumu arasında bir fark olmadığını gösterir; insan hakları açısından her ikisi eşittir; ancak takvaya bağlı bir üstünlükten bahsedilebilir. Allah kadına da erkeğe de Allah’a yakınlık ölçüsünde değer verir; ne erkek salt olarak yüceltilir, ne de kadın sırf kadın olduğu için aşağılanır; asıl ölçü, O’ndan hakkıyla korkmaktır. Nitekim Kur’an’da yüceltilen kadınlar olduğu gibi lanetlenen kadınlar da vardır, peygamber olduğu halde azarlanan erkekler de.

Toplum içinde ise, Kur’an’ın kadına bazı ek sorumluluklar ve görünüşte erkekle eşit olmayan hükümler (çok eşlilik, boşanma, miras, şahitlik vb. ) getirdiği görülmektedir ve İslam açısından kadının asıl tartışılan yönü de budur. İlmî metodlara göre yapılacak bir çalışmada her hadisenin kendi şartları ve bütünlüğü (konsept) içinde değerlendirilmesi beklenir. O halde bu hükümleri de o dönemin toplumsal şartlarını, özellikle İslamiyet öncesi kadına yönelik uygulamaları göz önünde tutarak değerlendirmek lazımdır, aksi takdirde eksik ve yanlış hükümler vermek kaçınılmaz olacaktır. İslamiyet öncesi Arap toplumunda kadının hiçbir değeri yoktur, kadın olmak utanç vericidir, kız çocuklar diri diri gömülür, sınırsız sayıda kadınla evlenme görüldüğü gibi bunların hiçbir miras hakkı da yoktur, hatta kadın, miras olarak devredilebilen bir mal hükmündedir. İslam dini, kadını bu noktadan almış ve bu uygulamaların bir kısmını kaldırıp bir kısmına ise sınırlar getirmiştir. Sınırsız sayıda eşle evlenme geleneği sınırlandırılarak istisnai durumlarda ve kadının izni alınmak şartıyla ancak 4 eşe kadar izin verilmiştir. Boşanma belli kurallara bağlanmış, erkeğe maddi yükümlülükler getirilirken kadının mağdur olmaması gözetilmiştir. Kadın hiç miras hakkına sahip değilken yine ilahi adaletin bir uzantısı olarak babadan bir pay, kocadan bir pay olmak üzere erkekle eşit miras hakkına sahip olmuştur. Şahitlik meselesi de yine kadının ticaret hayatında aktif olarak yer almadığı, yazı ve imzanın yaygın olmadığı bir dönemde, sadece ticaretle ilgili şifahi anlaşmalar için getirilmiş bir hükümdür.

Sonuç olarak denebilir ki İslam dini, bir şefkat ve merhamet temeline bina edilmek istenmektedir. Bu dinin peygamberi Hz. Muhammed (s.a.s), alemlere rahmet olarak gönderilmiştir. O halde İslamın kadına bakışı da merhamet temelinde olacaktır. Nitekim Kur’an hükümleri ve peygamberimizin sahih hadisleri bu temel çerçevesindedir. Tasavvuf kültürümüzde de kadına İslamın öngördüğü tarzda, hatta daha fazla değer verilmiştir. Yazımızı kadının değerini en güzel şekilde ifade eden Hz. Mevlânâ’nın bir sözüyle bitirelim:

“Kadın Hak nurudur; sevgili değil, sanki yaratıcıdır, yaratılmış değil.”(Mesnevi)

* Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi, gulgunyazici@hotmail.com

Etiketler: , , ,

İlgili Haberler:
İlgili Linkler:

1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız (5 oy, ortalama: 5 / 5)
Loading ... Loading ...
Bu haber 681 kez okundu.

Arkadaşına Gönder Arkadaşına Gönder
Bu Haberi Yazdır Bu Haberi Yazdır

Üye girişi yaparak yorumunuz için bilgilerinizi yinelemekten kurtulabilirsiniz.

Ad Soyad (gerekli)

E-posta (gerekli)

Web Siteniz

Bu haber hakkındaki yorumunuzu bizimle paylaşın.

« Kazdağları İçin Büyük Miting Açıklaması | Ana Sayfa | Öğrencilerden Vergi Dairesi’ne Ziyaret »